21.08.2017 - Sakarya Üniversitesi Öğrenci Portalı

Coğrafya, İnsanın Kaderidir

Geçtiğimiz ay Sakarya Gençlik Meclisi’nin düzenlediği “Lider Gençlik Buluşması” etkinliğine Yeni şafak yazarlarından Kemal Öztürk konuşmacı olarak katıldı. Tabi bir itirafta bulunayım Kemal abi ile tanışmıştım fakat yazılarını hiç okumadım.

Aykut ULGAR

Yazarın şu ana kadar yazılmış 8 makalesi bulunuyor.


Geçtiğimiz ay Sakarya Gençlik Meclisi’nin düzenlediği “Lider Gençlik Buluşması” etkinliğine Yeni şafak yazarlarından Kemal Öztürk konuşmacı olarak katıldı. Tabi bir itirafta bulunayım Kemal abi ile tanışmıştım fakat yazılarını hiç okumadım.

Bunun o kadar büyük bir kayıp olduğunu o gün Kemal Abi’nin tüylerimizi diken eden sözlerini duyunca anladım. Her biri kurşun misali kalbimize saplanıyordu. Etkinliğin modaratörlüğü bende olduğu için konuşmacıları çok dinleyemeyeceğimi düşünüyordum. Lakin kürsi’de düşünceleri kelimelere dönüştürüp, gönüllerimizi mest eden değerli bir ağabeyimiz ilk dakikada dikkatimiz çekmişti. O an oturdum ve sadece bütün dikkatim ile onu dinledim.

Meseleler derindi, ağırdı, önemliydi. Salonu dolduran Sakarya Üniversitesi öğrencileri pür dikkat dinliyordu. Hayatınızda yol arkadaşınız olsun diyordu Kemal Abi, size her daim destek olacak ve sizinle her zorlukta yürüyecek bir yol arkadaşlığından bahsediyordu. Başarı ve takım adına yapılan konuşmalar efsaneydi. Benim için en önemli bir konu “Coğrafya, insanın kaderidir” sözünden sonra geldi. Derin düşüncelere ve uzun muhakemelere sürükleyen bu söz, beni çok büyülemişti. Kader meselesi çok ağır ve derin bir meseledir. Tabi ki Bediüzzaman gibi büyük düşünürler kader meselesini herkesin anlayacağı şekilde izah etmiştir. Bir coğrafya düşünün ve sizin kaderiniz olsun. Bazen çok hayıflandığımız dönemler oluyor. En çok kayıt dönemlerinde Sakarya’ya karşı olan isteksizlik ve en çok duyulan Hendek ilçesinin rahatsızlığı, kaderin bir cilvesi değilmiş gibi isyan ediyoruz.

Neyse konumuzdan çok sapmayalım. Konumuz ülkemizin üzerinde bulunduğu coğrafyadır. Öyle bir iklim, öyle bir coğrafya ki bu coğrafya, tarih boyunca kendisine “uygar dünya” diyen uzak diyarların seyirlik alanı olmuş. “İnsan bir yandan tabiatın etkisindedir ama öbür yönden ona etki ve tesir etmektedir.” diyen İbn-i Haldun, tabiat ve iklimlerin insanların halleri ve huyları üzerinde birtakım tesirleri olduğunu da kabul eder ve yedi iklim kuşağı sayarak tam ortada yer alan ılıman iklim kuşağı ile bu kuşağa komşu üçüncü ve beşinci kuşaklarda yaşayanlar için şöyle der:

“Bu üç iklimde yaşayanlar beden yapıları, ahlakları, yaşama tarzları ve tüm tabii haller itibariyle mutedil olmakla diğerlerinden seçilirler. Çünkü geçinme, barınma, sanatlar, ilimler, başkanlıklar ve mülk gibi toplumsallaşma hali onlarda mevcuttur. Aynı şekilde bedenleri, renkleri ve dinleri en mutedil olan buraların ahalisidir. Hatta Peygamberlik ekseriya onlarda mevcuttur.” İnsanın yaşadığı coğrafyayı değiştirme veyahut oradan ayrılma çırpınışlarına tarih şahittir. Fakat eğer bunlar belli bir sistematik içerisinde olmaz ve doğanın var ettiği birtakım olgular göz ardı edilirse, bu coğrafyanın insana neler ettiğine de şahittir tarih.

Ne uğruna yaşadığımız bile belli değil… Korkunç bir dönemde yaşıyoruz. Coğrafyamız her zaman olduğu gibi hareketli.

Anadolu bizim yurdumuzdur. Son sığınağımızdır. Nasıl insanın en küçük yapı taşı hücre ise bizim de hücremiz Anadolu’dur…

Bu hücrenin yapı taşları: Türk, Kürt, Arnavut, Boşnak, Pomak, Roman, Gürcü, Çerkes vb. olsa da özünde tek millettir…

Bizi dost kılan fikirlerimiz değil, inançlarımızdır, yani yüreklerimiz…

Bizi birbirimize bağlayan çıkarlarımız değil, fedakârlıklarımızdır, yani değer bilmemiz…

Bizi önemli kılan bankadaki paralarımız, makamlarımız değil, yüreğimizin ağırlığıdır…

Biz ki bu coğrafyada dostunu kendi nefsine tercih edenlerin çocuklarıyız…

Biz ilişkilerimizi muhtemel çıkarlar üzerine inşaa etmeyiz, bir sıcak kahvenin kırk yıllık hatırını gözetiriz.

Biz, olmamız gereken neyse onu Türkiye’de, Anadolu ortamında olmak zorundayız.

Çünkü ortamı kaderidir kişinin, çelişkili gibi görünse de, özgürlük aslında o zorunluluğu yiğitçe üstlenmektir.

İnsan, hayatında iki yol arasında kalır: Ortamını, kaderini kabul etmek ve ona uygun yaşamak ya da kaderine razı olmayıp ona isyan etmek, değiştirmeye çalışmak…

Bu nedenle bu coğrafya insanlığın en etkili test edilebildiği yerdir.

Fakirlik de buradadır zenginlik de,

İyilik de buradadır kötülük de,

Güzellik de buradadır çirkinlik de,

Adalet de buradadır zulüm de,

Merhamet de buradadır acımasızlık da…

Bu coğrafyada yaşayan bazı insanlar hayatta kalabilmek ve konforlarını sürdürebilmek için uyanıklık, ikiyüzlülük, ilkesizlik gibi bazı kötü karakterler geliştirmiş ve bu karakterleri ile toplumsal alanlara sızmaya çalışmışlardır.

Fakat bilinmelidir ki bu coğrafyada hak ettiğinden fazlasını isteyen her açgözlüye karşılık mutlaka gözü doymuşlar da vardır.

Her zalime karşılık, mutlaka adalet kahramanları da vardır,

Her çirkinliğe karşılık, güzelliği yaşatanlar da vardır,

Her kötülüğe karşılık, iyilik saçanlar da vardır,

Her uyanık karaktere karşılık, aklıselim olanlar da vardır,

Her şeyi hukukuna uydurmaya çalışanlara karşı, ahlak sahibi olanlar da vardır…

Bu milletin dokusunu bozmaya çalışan, milleti kandırdığını sanıp dolaplar çeviren, elini yoksulun, mazlumun malına uzatan, kendi çıkarları için toplumun bekasına bulaşan herkes bilsin ki bu millet bekasını tehdit altında gördüğünde önünde durulamaz bir millettir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ