Ketıl… Yurttaki En Önemli Suç Aleti…

Ketıl… Yurttaki En Önemli Suç Aleti…

Yurt arkadaşlığı demek biraz da suç arkadaşlığı demektir. İlla suça direkt katılmanız gerekmez. Yardım ve yataklık yapmanız, hatta o suçun sempatizanı bile olmanız kâfidir.

Mesela bizim yurt… Ve bizim yurtta yaptığımız en büyük suç: Ketıl’da sallama çay içmek. Yurt idaresi “Ucuz ketıl sigortaları attırır, ceryanları kestirir” diye düşündüğü için, bizim yurda ketıl sokmak yasak. Ama “tükürük bezlerine güveniyosan” istediğin kadar sallama çay sokabilirsin. Buna bi engel yok!

KETILIN SAHİBİ KIZ BABASI GİBİDİR

Biz de her yasak gibi bu yasağı aşmak istedik ve şahane bi plan yaptık. Önce hep beraber dışarı çıktık. Salih gerekli suç aletini, yani ketıl’ı aldı. Yurtta kalmayanlar bilmez, bi yurt ortamında ketıl ve ketıl’ın sahibi asla bir ketıl ve ketıl’ın sahibi değildir. Bi kere ketıl’ın sahibi, sermayeyi koyup riski de (ketıl’ı içeri sokmak) üstlendiği için, sınırsız çay içme yetkisine sahip olan kişidir. Ketıl ona bu hakkı verir.

Daha da önemlisi ketıl, yurttaki en önemli değişim araçlarından biridir. Yurtta kalanların çoğu “Mal gibi ketıl almayalım, olan birisinden isteriz” diye düşündükleri için ketıl’ın sahibi sanki bir kız babası gibidir. Öyle herkese ketıl’ını vermez. Önce ketıl’ı isteyenleri “Hangi bölümde okuyo, devamsızlığı çok mu, kredi alıyo mu…” diyerek araştırır.

Verdiği ketıl’ı istediği zaman “Kusura bakma koç, bize de lazım oldu” diyerek geri alma hakkına sahiptir. Ayrıca ketıl’ın sahibine yapılan yanlış, herkese yapılan yanlış gibi bi şeydir. “Ulan herif onlara ketıl’ını verdi, bunların yaptığına bak!” denilerek sizi anında yurdun içindeyken yurdun dışında bırakır.

Ketıl... Yurttaki En Önemli Suç Aleti...

AKILLI ADAM ŞEKER ALIR

Neyse… Ketıl işini hallettikten sonra Necati, “Ağbi ben de sallama çayları alayım” diyerek saflık yaptı ve çayları aldı. Çünkü yurtlarda ketıl dışındaki her şey en kolay tedarik edilebilecek şeylerdir. Akıllı adam çaya vereceği parayla su ve şeker alan adamdır.

Bunun nedeni hem şekerin hemen bitmemesi, yani sizi kolay kolay masrafa sokmaması hem de suyun her türlü kullanılması veya bulunmasıdır. Tabii bunu Necati’ye söylemedim ve sinsi sinsi gidip su ve şeker aldım. Bir de üstüne “şekere zam gelmiş heralde” diyerek arkadaşları için paraya kıyan mazlumu oynadım.

Alışverişi yapıp, kapıdaki güvenlik Mustafa ağbi engelini aştıktan sonra odamıza geldik ve ikinci büyük sorunu çözmek için kafa patlatmaya başladık.

GİZLİ ALEMİN DAVETLİLERİ

İkinci büyük sorun, “çaya kimlerin çağırılacağı”ydı. Yurtlarda gizlice yapılan bir keyif âlemine birilerini çağırmak, şehrin anahtarını yeni gelen yabancıya vermek gibi bi şeydir. Ona güvendiğini, onu sevdiğini direkt belli eden bir eylemdir.

Onun için adayların da ince elenip sık dokunması gerekir. Kahvaltıda yanlışlıkla sizden bir zeytin fazla almış ve o zeytini yememiş kişi bile potansiyel “Olmaz ağbi o herif”tir. Çağrılan kişi ise devlet nişanı almışçasına onurlanmıştır.

Bu çağrı, “kendisine güvenildiğinin, iyi bi arkadaş olduğunun” ispatı gibidir. Yurtlarda ketıl’da yapılmış çay bi nevi, Amerikalılar’ın Kızılderililer’e verdiği “ateş suyu” gibidir… İşte bunun için biz de politik oynamaya karar verdik. Yan odada kalan, “iyi çocuk lan onlar” dediğimiz Suat ve Kadir’le, üst katta kalan, zulası her zaman bisküvi, kuru gıda, kaşar gibi şeylerle dolu olan Tolga’yı çağırmaya karar verdik. Ve böylelikle oyunun üçüncü aşaması da bizim için başlamış oldu. Diğer odadan arkadaşlarının yanından bir kişiyi çağırmak, diğerlerinin kalbini kırmadan o kişiyi çaya davet etmek yetenek isteyen bir eylemdir.

SMS DAVETİ RİSKLİDİR

Telefonuna mesaj atamazsın çünkü yurtta telefonun her zaman sende olmaz. Kimisi telefonunu “oyun” için, kimisi “mesaj paketini sömürmek” için, kimisi de gerçekten ihtiyacı olduğu için senden almış olabilir. Ve telefon sahibine attığın “Çaktırmadan bizim odaya gel, çay içcez hacı” mesajı, diğer yurt arkadaşlarına “Ben sizi sevmeyen bir sinsiyim” mesajını verebilir.

Bu yüzden en risksiz ve kolay yolu, seçilmiş kişiyi odasına gidip çağırmaktır. Biz de çaya davetli bu şanslı azınlığın odalarına gittik. (Salih hariç! Ketıl’ı aldığı için o artık bir patron, gönüllerin CEO’suydu. Böyle ufak görevlere tabii ki biz gidecektik).

Odalarda “Hacı sen Malatyalı’ydın di mi, iki dakka gelsene Malatya hakkında bişi sorcam… Senin geçen gün aldığın açık deterjan bu mu lan bi baksana… Alper Tunga ölmüş mü lan?” gibi zekice bahanelerle Suat’ı, Kadir’i ve Tolga’yı bizim odaya çağırdık. Artık her şey hazırdı.

ÇILGINLAR GİBİ ÇAY İÇMEMİZE SANİYELER KALMIŞTI

Ketıl sahibi Salih, benim aldığım suyu ketıl’a boşaltıyordu ve biz de çölde su bulan bedeviler gibi mutlu mutlu onu izliyorduk. Salih’in suyu boşaltma işi bitti. Heyecandan neredeyse ölmek üzereydik. Hatta Suat’la Kadir, Oscar törenlerindeki gibi heyecandan el ele tutuşmuş, bu büyülü anı izliyordu…

Salih de “bu heyecana yürek dayanmayacağını” bildiği için suyu ketıla koyar koymaz ketıl’ın fişini taktı ve “Paaaat!!” sigortalar attı. “Kaçın len kaçın Mustafa Ağbi” geliyo…!!!!
Ahmet ÜLKÜ

Kaynak: Hürriyet Kampüs

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
Bilgilendirme
SAÜ 2017-2018 Akademik Takvim Sakarya Üniversitesi Yurt ve Apart Daire


bian ajans Öğrenciye Kiralık Daire  Üniversite Yurt Rehberi Sakarya Üniversitesi Öğrenci Portalı