Reklam_MarmaraTur
Ay Em Şakır Şakır Spiiking İngiliş!

Ay Em Şakır Şakır Spiiking İngiliş!

Tren kalktığından beri İstanbul’a gidip gelmek benim için işkenceye dönüştü.

Büyük otobüslerin terminalleri de servis güzergâhları da benim için çile ve zaman kaybı.

Anadolu yakasında oturduğum için ben de çareyi Gebze dolmuşlarıyla gitmekte buldum.

Son derece basit, ucuz ve rahatsız.

Servisi yok terminalden sonra minibüslere talim gidip geliyorum.

Çok ağır çantam olduğunda da sevgili arkadaşlarım gelip alıyorlar sağ olsunlar.

Ben alıştım. Sonuçta buradaki herkesle aynı dili konuştuğum için bir şekilde derdimi anlatıyorum.

Ama olay farklı dili konuşanlar için bu kadar basit olmasa gerek.

Alexandra…

Kendisi ev arkadaşım olur.

100% yabancı.

Benim öğrettiğim kelimeler haricinde Türkçe konuşamaz konuşulanı anlayamaz.

Sakarya Üniversitesi’nde okuyor.

Bizim gibi minibüs otobüs kullanıp, İstanbul gibi şehirlere seyahat ediyor.

Ve Sadece ev adresini Türkçe söyleyebiliyor.

Bu seyahatinde biraz şanslıydı kerata.

Çünkü yanında ben varım.

Ana dilim gibi Türkçe konuşuyorum.

Ve Sakarya’da 5. Yılım olduğu için, Sakarya’da yaşam mücadelesinin üstesinden gelme konusunda da kelimenin tam anlamıyla çakallaştım.

Gebze minibüslerinden indik.

Bizim evden geldiğimiz için annem her anne gibi Sakarya’da aç kalıyoruz korkusuyla çantalarla poşetlerle ellerimizi kollarımızı doldurdu.

Alexandra güçlü ama he.

En ağır yükü o taşıyor.

Ve aksilik ki sevgili arkadaşım da memleketinde.

Bizi alacak kimse yok.

Dolmuşlarla eve gelmeye kalksak yolda ya poşetler kopacak ya kollarımız.

Dedim, Alexandra, gel büyük otobüslerle gelmiş gibi onlardan birinin servisine binelim.

Sessiz sessiz otururuz.

Bilet sormazlarsa şansımız yaver gider sorarlarsa da TURİSTİZ.

Gururumuzla ineriz yani arabadan.

Bindik, sessiz sessiz oturuyoruz serviste.

Tam da evimizin önünden geçiyor adama desem “Abi yükümüz ağır, nolur geçerken bıraksan?”

“Hayır” diyebilir, der yani.

Başka şansımız yok.

Şoför geldi, diğer otobüsü beklerken bilet kontrolü olacağını bileti olmayanları indireceğini söyledi.

Dedim “Ale s*çtık”.

Dedim tabi ya, öyle İngilizce var bende.

Ne yapalım “Peki Ebru inelim bari” dedi.

“Ya kızım dur. Anlamadık ki adam ne dedi. İkimiz de yabancıyız ya!”

Kız başladı gülmeye.

“Tamam süper fikir.”

Anlıyorken turist olmak mı?

Gel bir de bana sor.

Dedim, git Ale sen konuş adamla sor bir şeyler bakalım ne diyecek.

Kız gitti geldi.

“Valla ebru adam bilet diyor başka bir şey demiyor.”

Bilet kısmını Türkçe anlıyor.

Öğrettim onu.

Önemli kelime.

İnelim dedim o zaman sen bile anladıysan adam bayağı istemiyor ki bizi anlatmış sana derdini.

Ama asla sevabına bırakalım kızları demek yok.

İmkan çok sanki de biz gitmiyoruz.

Neyse dedim. “Dur kızım sonuna kadar direneceğiz. Bir de ben gidip şansımı deneyim”.

Aldık bütün valizleri poşetleri elimizi kolumuzu doldurduk, sordum abiye:

“How we can go to SERDİVAN?

Abi “Bilet olmadan bindirmem bilet lazım bilet!”

Anlamamış olsam keşke.

Ale için ne her şey daha kolay.

Tekrar sorayım dedim üstüne basa basa Serdivan diyorum.

İnat ettim yahu bineceğim bu servise.

“Okay we have no ticket. But How can we go to SERDİVAN? (tamam diyorum bilet yok ama nasıl gideriz Serdivan’a?)

Hani bu mu araba?

Yol göster abi demek istiyorum.

With bus? Minibus? (minibüs de diyorum ki arada türkçe bir kaç kelime abilerin işi kolaylaşsın.)

“Heee” dedi yanındaki bıyıklı abi.

“Anladım ben. Kızlar otobüste düşürmüş biletleri. Serdivan a gidecekler.”

Heh ağzını öpeyim abi diyemedim tabi.

Salak salak bakıyorum adamların yüzüne.

O kadar inandım ki çaresiz turist olduğuma.

Yoksa basacağım kahkahayı.

Surat yaptı bizimki.

“Tamam binin bu arabaya ya.”

Nasıl da istemeden ama.

Atlamadım tabi.

İnanılmaz inandım rolüme.

Resmen anlamıyorum adamı.

O an kim gelse Türkçe anlamam yani yok böyle oyunculuk

“Which car is for Serdivan? This?”

“He hee bin buna bin. Gidiyor bu. Serdivan.”

Tamam dedim Tenk yu.

Bu kadar zor olmamalı evime gitmem.

Bindim servise, dedim “Köftehor dört ayak üstüne düştün yine”.

Ama kontrol et beni sakın gaza gelip Türkçe falan konuşmayayım.

Bu kadar uzun süre rolde kalamam.

Gerçekten diyorum bu cümleleri ya. Palavra değil İngilizce şakır şakır.

Servis güzergahını bilmediğimiz için bir de evin altından geçerken inmek istedik.

Durak değil diye durmadı adam.

Çok ilerde durunca da biz inmedik.

Ben anladım çünkü döneceğini.

Bu sefer bizi indirmedi diye cengaver bi arkadaş şoföre çıkıştı.

Şöför abi iyice kızdı.

Durak harici yerlerde indiremeyeceğini söyledi.

Servis karıştı. “Kızlar turist abi gel de sen anlat derdini “ dedi cengaver delikanlı.

Ama hala bir Allah ‘ın kulu İngilizce konuşamıyor arabada.

Ben bütün konuşulanları anlıyorum anlamamış gibi yapmaya çalışıyorum.

Çünkü anlamış gibi yaparsam katıla katıla gülmem lazım.

Ortalığı karıştırdım.

Kenarda sessiz sessiz oturmaya çalışıyorum.

Bütün sorumluluk Aleksandra ‘da.

En son dedim: “Ale ev adresini söyle, apartman adından çıkarırlar tartışma biter.”

Türkçe şeyleri ben söylersem aksandan ele veririm kendimi çünkü.

Neyse sağ olsun Alexandra Çözdü olayı.

Evi öğrenince önünde bıraktılar bizi.

 

Şoföre Türkçe teşekkür ettik.

İyi akşamlar bile dedik ama rica ederim bile demedi.

Canı Sağ olsun.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

2 yorum

  1. 🙂 oldukça güzel bir anı insan böyle şeyler yaşamak istiyor eline emeğine sağlık çok güzel olmuş.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
Bilgilendirme
SAÜ 2017-2018 Akademik Takvim Sakarya Üniversitesi Yurt ve Apart DaireSakarya - İstanbul - İzmit Öğrenci Servisleri


bian ajans Öğrenciye Kiralık Daire  Üniversite Yurt Rehberi Sakarya Üniversitesi Öğrenci Portalı